Fahrettin Dede

Müflis bir siyasetçinin “Siz kim oluyorsunuz?” sorusu


18.8.2018

CHP'nin mağlup Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, artık adeti olduğu üzere yine hızını alamamış ve sormuş; “Siz kim oluyorsunuz da bize anti emperyalizmi öğretiyorsunuz?”

İnce'nin mezkûr twitlerini zannediyorum internet sitelerinden okumuşsunuzdur. İnce, partisinin emperyalizm yanında saf tuttuğu suçlamalarına içerlemiş olmalı ki, partide sözcülük gibi bir görevi dahi olmamasına rağmen bu konuda cesaurca konuşuyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nden, AK Parti'nin FETÖ ortaklığından, Erdoğan'ın Yahudi Cesaret Ödülü aldığından dem vuruyor.

İnce'nin twitlerine eş zamanlı olarak ortaya çıkan “Aynı gemide değiliz” furyasına aynı içtenlikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katılıyor. Gazetelere “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde”, “Aynı gemide değiliz” açıklamasını yapmakta bir beis görmüyor. Son krizin ışığında görülen hakikat, artık ‘sorumlu siyaset', ‘sağduyu' gibi kavramların CHP'de hiç bir karşılığının olmadığıdır. Ama bu durum gemiye binmeyenin dalgada boğulacağı gerçeğini değiştirmiyor.

ÇUKUR SAVAŞLARINDAN DARBEYE MÜCADELENİN TARİHİ

Yaşananlar ve açıklamalar CHP'nin içinden geçtiğimiz süreci ve yaşananları anlamamakta kolektif bir ısrar içinde olduğunu gösteriyor. Türk milleti, 2013 yılından beri tarihin gördüğü en çetin mücadelelerinden birini veriyor. 2013'te Ukrayna ve Mısır'daki darbeye eş zamanlı olarak ortaya çıkan Gezi Parkı eylemlerinin vardırılmak istendiği nokta artık hepimizin malûmu... Hemen ardından dershane kriziyle başlayan ve 17-25 Aralık Emniyet-yargı darbesi, sonrasında hakimlerin kamikaze eylemleri, sonrasında Güneydoğu'da çukur savaşları... Altın vuruş: 15 Temmuz darbe girişimi... Daha sonra aylarca devam ettirilen bombalama eylemleri... Suriye'nin kuzeyinde kurulması planlanan sözde Kürt devleti...

Ancak terör örgütlerinin emperyalist destekçileriyle birlikte yaptıkları bütün operasyonlar; Türk milletinin devletiyle bir bütün olarak verdiği mücadeleye tosladı. Gezi Parkı eylemlerinde, 17-25 Aralık'ta millet, sağduyuyu elden bırakmadı. Çukur savaşlarında askerinin, polisinin yanında oldu. 15 Temmuz'da meydanlara inmekte tereddüt etmedi. Temizlenen ordu, Suriye'nin kuzeyinde kurulmak istenen sözde Kürt devletine karşı iki büyük operasyon gerçekleştirdi...

Şimdi karşı karşıya olduğumuz manzara şudur: Ülkeye yönelik bütün bu saldırıların hiç birinde yüksek sesle konuşmayan, hatta bir kısmında açıkça emperyalist saldırganların yanında saf tutan partiden Muharrem İnce, “Siz kime Amerika'yı anlatıyorsunuz? Siz kime anti-emperyalizmi anlatıyorsunuz? Biz emperyalizme kafa tutan, milli mücadeleyi gerçekleştiren ve milli ekonomiyi kuran partiyiz” açıklamasını yapıyor.

Yazık ki, bu açıklamalar gerçekle örtüşmüyor.

BOP'A NE OLDU?

Bir diğer mesele; BOP ve FETÖ konusu...

16 yıllık Erdoğan iktidarının elbette sevapları gibi günahları vardır. Doğruları olduğu gibi yanlışları da vardır. Erdoğan'ın FETÖ konusunda kendi geçmişine yönelik özeleştirileri ortadadır. Bu özeleştiriler halk tarafından kabul görmüş ki; halk FETÖ ile mücadele görevini de Erdoğan'a tevdi etmiştir.

2018'in Türkiye'sinde Erdoğan'a, Türkiye ayağı çoktan çökmüş Büyük Ortadoğu Projesi üzerinden kara çalmak ise siyasi bahtsızlık örneğidir. İnce, projenin yürüyen ayağını görmek isterse Mısır'a ve ülkenin darbeci Cumhurbaşkanı Sisi'ye bakabilir. Sisi'nin yanında göreceği kişi ise kendi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'dur.

 

Rabia'nın geçmişimiz ve geleceğimiz açısından tarihi önemi

Milletleri halklardan, topluluklardan, cemaatlerden ayıran ortak bir tarihe ve kimi değişkenlerle ortak bir gelecek etrafında kenetlenmeleridir. Türk milletini farklı yapan da budur. Yani Türkiye'yi Lübnanlaşmaktan ya da en yakınımızdaki Suriye olmaktan kurtaran dinamik tam olarak “millet” olma bilincidir.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın, 2013 yılından beri neredeyse her miting ve programında bıkıp usanmadan Rabia'yı toplumun hafızasına kazımaktaki maksadı da bu millî bağı kuvvetlendirmekten ibaret...

Tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak” mefkûresini, yani ‘Rabia'yı; değerli kılan bu milletin değerlerinin ilk kez bu denli iyi formüle edilmiş olmasıdır.  Rabia, ulusalcı ya da terör yandaşı bazı kesimlerin onu parti simgesine eş görme hastalığıyla okunamaz.

Ve şu da görülecek: Rabia'nın ilk kez neş'et ettiği Mısır, gelecekte Rabia'ya çok daha sıkı bir şekilde sahip çıkacaktır.



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK SON HABERLER
TİMETÜRK BİYOGRAFİ