Osman Atalay

Birbirimizin sabrını ve suyunu taşırmayalım


10.5.2016

İmam Şafi der ki: “Benzerler arasındaki sürtüşme, zıtlar arasındaki sürtüşmeden daha şedittir, şiddetlidir.” Fitne; sözlükte, altın, gümüş gibi madenleri potada, ateşte eriterek saf hale getirmek anlamına gelir. Daha çok bozgunculuk, bölücülük, isyan ve fesat çıkarmak gibi anlamlara gelir.

Nitekim Abdülgani Nablusi hazretleri, “Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmaktır” buyuruyor. İmam-ı Birgivi ve Muhammed Hadimi hazretleri de fitneyi aynı şekilde tarif etmiştir.

Maide suresinde, Hazret-i Âdem'in oğlu Kabil, kardeşi Habil'e “Seni öldüreceğim” dediği zaman Habil, “Sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam, çünkü ben Allah'tan korkarım” demişti.

Kur'an-ı Kerim'de fitne kötülenmektedir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

Onlar öyle sapıklar ki, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. (Bakara 27)

Onlara; “Yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın” dendiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. (Bakara 11)

Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür. (Bakara 217)

Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için, âyetleri kendilerine göre yorumlar. (Al-i imran 7)

Onlar fitne çıkarmak için can atarlar. (Nisa 91)

Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide 64)

Fitneden sakının. (Enfal 25)

Yeryüzünde fitne fesat çıkaranlara lanet olsun. (Rad 25)

Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak demektir.

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:

Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir. (İbni Mace)

Fitne çıkarma meselesi günümüzde ise sosyal medya üzerinden görsel ve yazılı basın yoluyla çok tehlikeli boyutlarda sürdürülmektedir.

Yılların dostlukları kişisel çıkar ilişkilerine kurban edilerek farkında olmadan uzun yılların yol arkadaşlıklarının büyük kırılmalara dönüştüğüne şahit oluyoruz. 

Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.

Burada geçerli olan incelik anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. 

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu.

O yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu.

Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı.

Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. 

Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. 

Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.

Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.

Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.

İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. 

Çünkü suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

Bu yüzden birbirimizin sabrını, suyunu taşırmayalım, uzun zorlu mücadeleler sonucunda kazanılan değerlerin nefsani hesaplar uğruna heba edilmesine ve tarihe çok acı bir örnek olarak not düşülmesine sebep olmamak lazım



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK SON HABERLER
TİMETÜRK BİYOGRAFİ