Siham Hindavi

'Beni onun mezarına götürün'


11.12.2017

Peygamber efendimizin (s.a.v) mevlit kandili; Kış tutmuş kalbimizi bahara çevirdi, geceleri aydınlattı ve kalpleri ısıttı...

Peygamber efendimizin hayatından bize yüceliğini, hoşgörülülüğünü ve büyüklüğünü hatırlatacak bazı kesitleri zikretmeden mevlit kandilini geçirmemiz olmazdı.

Hayatının karşısında ise âdeta şaşkın bir şekilde duruyoruz. Nereden başlayalım, hangi anısını anlatalım, hangi olayı zikredelim?.. Hayatındaki her şey güzellik, sevgi ve yücelikle dolu.

Ümmü Mihcen'in hikâyesini anlatmak istiyorum…

Ümmü Mihcen, zenci fakir bir kadındı. Soylu bir aileden gelmiyordu. Medine'de Mescid-i Nebevi'nin temizliğini ve bakımını kendisi yapıyordu. Ümmü Mihcen vefat edince sahabeler cenazesini kaldırdılar, ancak Peygamber efendimize haber vermediler. Peygamber efendimiz bir süre onu göremeyince sahabelere ahvalini sordu. Sahabeler, vefat ettiğini söyleyince “Beni onun mezarına götürün” buyurdu. Mezarının başına gelince cenaze namazını kılıp ona dua etti.

Sevgili Peygamberimizin bu davranışından birçok ders çıkarmak mümkün…

Birincisi: Peygamberimizin bu fakir ve kimsesiz kadını unutmadığı gibi bizde hayatımızın kalabalığında ve yoğunluğunda birbirimizi unutmayıp ailemizi, arkadaşlarımızı, akrabalarımızı ve sevdiklerimizi sürekli hatırlayıp hallerini ve hatırlarını sormamız gerekiyor. Peygamberimiz sürekli arkadaşlarını sorardı, hasta olanı ziyaret eder, ölenler için baş sağlığı diler, ihtiyaç sahibi olanın ihtiyacını karşılar, güçsüz ve zayıfın yardımına koşardı.Günümüzde ise çoğumuz yoğunluktan dolayı ailemizi bile hatırlamayı sormayı unutuyoruz. Bu da imanın en zayıf noktasıdır. Meşguliyetimiz bize ailemizi, sevdiklerimizi ve hatta kendimizi unutturdu. Zamanın, kazancın, dünya sisteminin bizi yönettiği birer robota dönüştük. Allah katında bize yazılan rızkın peşinden koşmamız için yaratılmadığımızı da unuttuk. Bol rızkın temeli ise belirli bir çalışma ile birlikte Allah'ın yazdığına razı olmaktır. Hayatın son durağına gelmeden peşinden koşmamız gereken rızık ise Allah'ın bizden razı olması ve insanların sevgisini kazanmaktır.

İkincisi: Peygamber efendimiz bu kadını zengin olmayışından veya soylu aileden olmamasından dolayı diğer insanlardan ayırmadı, efendimiz için tüm Müslümanlar birdir.

Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: ‘Arabın Aceme (Arap olmayana) Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir, İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir, Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı'

Allah bizi bu esas üzerine yarattı, senin bu hayattaki üstünlüğün ancak amelinle, Allah'a karşı dürüstlüğün, takva ve insanlara dokunacağı iyiliğinledir. İnsanlığını ve imanını insanlara kaşı güzel ahlak ve mütevaziliğinle ispatlamalısın.

Üçüncüsü: Allah katındaki derecenin yüksekliği ancak amelinin Allah'a karşı samimiyeti ile olur. Amelin ne olduğu, ne kadar küçük olduğu önemli değildir. Yeter ki yaptığın işte samimi ol ve niyetin samimi olsun ki mükâfatı hak edenlerden ol. Birçok iş varki biz onu küçümseriz ancak aslında o amel sahibini yükseğe taşır. Ümmü Mihcen, Mescid-i Nebevi'nin temizliğini yapıyordu ve Müslümanlardan kimse ne onu tanıyor ne de ismini biliyordu. Ancak Peygamber efendimiz onu yüceltti ve kıyamet gününe kadar zikredilmesini sağladı.

İnsanlarda güzel bir hatıra bırakmak için çalış, çabala ve bu hayatta ardında bıraktığın bir izin olsun. Yaptığın veya yapacağın iyiliği küçümseme; çünkü iyiliklerin değeri samimiyet ve dürüstlük ile olur.



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK SON HABERLER
TİMETÜRK BİYOGRAFİ