Hilmi Çetin

Almanya ile olan mâcerâmız hangi mecrâya akıyor?


14.8.2017

Voltaire'e atfedilen bir söz vardır: Voltaire, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu için "Ne kutsal ne Roma, bir avuç Germen" gibi müstehzî bir ifâde kullanır. İşte o bir avuç Alman, yaklaşık bin yıl dağınık bir şekilde mezkûr konfederasyonun çatısı altında yaşadıktan sonra, Büyük Friedrich'in önderliğinde Alman Birliği'ne giden ilk adımı atıp Prusya'yı kurdular. Yükselen bir politik aktör olarak Avrupa'daki güç mücâdeleleri içerisinde kendisini yalnız bulan Prusya, Osmalı'ya ittifak teklif etti. O dönemden bugüne zaman zaman müttefiklik seviyesinde zaman zamanda mesâfeli/dengeli bir seyir tâkip eden Türk-Alman ilişkileri, son dönemde oldukça gerilimli bir mâhiyet kazanmış durumda.

Türkiye-Almanya arasında, özellikle son bir yılda tansiyonu sürekli yüksek tutacak irili ufaklı bâzı gerilimler oldu. 15 Temmuz'da büyük bir belâyı defeden Türkiye; Fetö'nün darbe teşebbüsüne Almanya'nın verdiği cılız tepkiye ilâveten, Fetö mensuplarının bu ülke tarafından himâye edilmesi gibi dostâne münâsebetlerle bağdaşmayan tavırlarla karşılaştı. Diğer bir gerilim noktası, referandum öncesinde Almanya'da Türk diasporası ile buluşmak isteyen Türk siyâsî elitlerine karşı gösterilen incitici tavırdı. Alman yetkililer, Türk siyasetçi ve bakanların Almanya'daki Türk seçmenlerle buluşmalarına müsaade etmediler. Buna mukâbil, Türkiye'deki bazı Alman vatandaşlarının muhtelif sebeplerden gözaltına alınması ve Alman vekillerin İncirlik Üssü'nü ziyâretleri konusunda Türkiye'nin gösterdiği menfi tutum, Almanya cephesinde huzursuzluğu artıran sebeplerin başında geliyordu.

Esâsında Türk-Alman ilişkilerindeki bunalımlı tabloyu son bir kaç yıldaki gelişmelerle tahdit etmemek lazım gelir. Bu bağlamda Soğuk Savaş'ın sona ermesini ilişkiler için önemli bir mîlât kabul edebiliriz. II.Dünya Savaşı'ndan sonra Batı'nın hegemon gücü olan ABD'nin kurduğu yeni düzende, Türkiye'ye NATO'nun ileri karakolu olma vazîfesi tevdî edilmişti. Türkiye, Sovyet yayılmacılığına karşı bir tampon bölge olarak görülüyordu. Askerî ve siyâsî gücü budanmış Almanya'ya verilen rol ise üretici, ekonomik bir güç olmasıydı. Büyük patronun yaptığı bu görev dağılımı çerçevesinde, Türk-Alman ilişkileri Soğuk Savaş'ın hitâmına kadar statik,istikrarlı bir politik dengede devam etti.

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ortak düşman ortadan kalktı ve Sovyetlerin boşalttığı alanlar için başlayan politik rekâbet, Türk-Alman ilişkilerinin belirleyici parametrelerinden birisi oldu. Türkiye ile Almanya arasındaki bu rekâbet alanlarının başında Balkan havzası gelmektedir.

Türkiye, Balkanları Osmanlı bakiyesi olarak görüyor ve köklü tarihi-kültürel bağlara sahip olduğu bu coğrafya ile ilişkilerini daha da derinleştirmek istiyor. Bu meyanda özellikle son 15 yılda TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve STK'lar vâsıtasıyla uyguladığı yumuşak güç politikası ile önemli bir mesâfe katetti. Almanya cephesinde ise daha çok ekonomik, ticârî odaklı bölgeye nüfuz etme politikası dikkatleri çekiyor. Almanya, son 25 yılda dev ekonomik gücüne dayanarak Balkanlar'a ciddi yatırımlar yaptı. Türkiye ise bu konuda Almanya'ya kıyasla oldukça geride.

Almanya'nın Balkan ülkelerine sunduğu AB (Avrupa Birliği) vizyonu, etnik-dini çatışmalardan hayli muzdarip olmuş bu ülkelere, refah ve huzur içerisinde yaşayabilecekleri bir barış iklîmi vâdediyor. Balkanları kapsayan, Türkiye'yi dışarıda bırakan bir AB tablosu bizim için menfi gibi gözüküyor. Öte yandan geleceğine dair yapılan bekâ tartışmaları, AB'nin eski câzibesinin kalmadığı izlenimini uyandırıyor.

Almanya'nın Balkanlara teklif ettiği AB üyeliği istikbâle dönük, somut bir proje. Dolayısıyla Biz Türkiye olarak; tarihi, kültürel, duygusal bağlara dayalı mâzî odaklı bir yaklaşımdan daha fazlasını yapabiliyor olmamız lazım.

Aramızda gerilim yaratan diğer bir husus ise Almanya'nın Türkiye'ye kimlik politikaları üzerinden nüfuz etme isteği.Almanya, bu emelini gerçekleştirebilmek için ayrılıkçı terör örgütü PKK ve bazı radikal sol örgütleri(DHKP-C gibi) kullanıyor. PKK, yasaklı terör örgütü listesinde olmasına rağmen Almanya'da kolaylıkla para toplayabiliyor ve faaliyetlerini sürdürebiliyor. Türkiye'nin ısrarla iâdelerini talep ettiği bâzı PKK ve DHKP-C mensupları Almanya'da himâye ediliyor.

Almanya, Türkiye'deki etnik-mezhepsel fay hatlarıyla oynamak konusunda oldukça istekliyken Türkiye'nin Almanya'daki Türk diasporasıyla kurduğu ilişkiden hayli rahatsız.

Şunu da eklemek lazım. Almanya'nın son dönemdeki hırçınlığının Türkiye'yi de aşan bir boyutu var. ABD, Ukrayna meselesi üzerinden Almanya ile Rusya'nın arasını açmış durumda. İngiltere'nin AB'den ayrılması, 4.Reich hayâli kuran Almanya'nın birleşik Avrupa tasavvuruna büyük darbe vurdu. Brexit sonrası AB'nin geleceği ile ilgili soru işaretleri arttı. İngiltere'nin Avrupa'dan bağımsız, müstakil bir aktör olarak tekrar Ortadoğu'ya dönmesi ve Almanya'nın belli ölçüde bölgeden tecrit edilmesi, Almanların canını fena halde sıkıyor. NATO üzerinden Avrupa'da devam eden ve hala kırılmayan ABD askeri hegemonyası ise Almanya'nın psikolojisini bozan bir diğer husus. Bütün bu jeopolitik cereyanların bünyede yarattığı gerilimle Almanya kendisini köşeye sıkışmış hissediyor.

Emperyal düşler, ihtiraslar yeni jeopolitik realitelere çarparken;Almanya diş geçirebileceği bir ülke olarak gördüğü Türkiye üzerindeki baskıyı artırmaya gayret ediyor.Alman Hâriciye Vekîli, turizm ve yatırımlar üzerinden Türkiye'yi tehdit ediyor.

Özellikle son dönemde zirve yapan hasmâne tavırlar gösteriyor ki Almanya, Türkiye ile kesinlikle eşit şartlarda bir ilişki istemiyor.Belki de bin yıllık feodalgeçmişlerinden mîras bir alışkanlıkla, Türk-Alman münâsebetlerini bir süzeren-vassal ilişkisi olarak görme temâyülündeler.

Almanya, Enver Paşadevrindeki gibi bir Türkiye istiyor. ”Ben emredeyim, onlar yapsın” havasında.Bu şekilde güçlü bir kontrol istiyor.Almanya'nın ısrarla görmek istemediği gerçek ise şu: ne Almanya o eski Almanya, ne de Türkiye 1914 şartlarındaki âciz Türkiye.



    YORUM YAZ

YORUMLAR

/ 15.8.2017 17:12:59
Türkiye oradaki uç milyon Türkü kapsayacak bir strateji geliştirmeli
/ 15.8.2017 17:12:59
Türkiye oradaki uç milyon Türkü kapsayacak bir strateji geliştirmeli
/ 14.8.2017 21:21:25
Enver paşa padişahmıydı?
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK SON HABERLER
TİMETÜRK BİYOGRAFİ